|
|||||||
Öze Dönüş:Sem'aTarih :04.01.2012 Şu halde Semâ aşıkların gıdasıdır. Çünkü Semâda Allah ile buluşma hayali vardır. Hz. Mevlânâ bir gün Konya sokaklarında dolaşırken avladığı tilkinin postunu kendi lehçesiyle "dilku, dilku" diye bağırarak satan bir Türkmen'in bu nağmesinden cezbeye gelerek orada Semâ etmeye başlar. Çünkü 'dilku' kelimesi Farsça'da 'gönül neredesin?' anlamına gelmekte ve kelimeyi bu taraftan anlayan Hz. Mevlânâ'ya kafi derecede malzeme olmaktadır. Hz. Mevlânâ'nın Hakk'a yürüyüşünden sonra oğlu Sultan Veled ve dostları tarafından 13. yüzyılın sonlarında tesis edilen Mevlevilik, sadece Anadolu'da değil Balkanlar'da, Asya'da, Afrika'da ve Arap Yarımadası'ndaki insanları da yüzyıllarca aydınlatan ve hâlâ da aydınlatmaya devam eden bir 'olgun insan' yetiştirme yolu olmuştur. Konya'daki Mevlânâ Dergâhı merkez olmak üzere 1 Afyon, Kütahya, Manisa, Muğla, Eskişehir, Bursa, Denizli, İstanbul, Bursa, Antep, Diyarbakır, Urfa, Adana, Ankara, Yozgat, Kastamonu, Sivas gibi birçok Anadolu şehrinde; Selanik, Belgrad, Bosna, Kahire, Mekke, Medine, Şam, Halep, Trablusşam, Tebriz ve Lefkoşe gibi yurt dışında 114 ayrı noktada teşkilatlanan Mevlevilik, altı yüzyılı aşkın bir süre başta; Hz. Mevlânâ'nın Allah'la birlikte olmak' olarak nitelendirdiği SEMA'sıyla tüm dünya insanlarının gönüllerine girmeyi başarmıştır. Bugün yine Hz. Mevlânâ'nın engin fikirleriyle birlikte insanları en fazla etkileyen Semâ'dır. Semâ, Mevlevilik Tarikatı'nın en önemli unsurlarından biridir. Mevlevi dervişi olmak isteyen kışı önce nev-niyâz (yeni tâlib) unvanıyla Mevlevihane'nin matbahmda üç gün postta (Saka Postu) oturur 2, bu süre sonunda eğer tarikata kabul edilme onayı almışsa başına sikke giydirilerek Mevlevihane'de çalışmaya ve Semâ meşk etmeye başlar. Artık bu kişi bundan sonra 'can' diye anılır. Bir taraftan matbahta bulunan ortasında bir çivinin çakılı olduğu meşk tahtasında Semâ öğrenip tarikatının asıl objesini yerine getirmeye çalışan can diğer taraftan Abrîzcilik, Pazarcılık, Şerbetçilik, Süpürgecilik, Çerağcılık ve Somatçılık gibi 18 adet Dergâh hizmetlerinde de sırasıyla çalışır ve 1001 günlük çilesini çıkarmış olur. Mevlevilik tarihinde yukarıda bahsedilen 1001 günlük çileyi çıkarmadan da dergâha devam edip Semâ öğrenen ve tarikatın gereklerini yerine getiren dervişler de vardı. Ayrıca dergâha hiç devam etmeden tarikatın yetkililerinden feyz alıp, zaman zaman da meclislere katılan kişiler vardı; bunlara da Mevleviliği seven manasındaki 'Mevlevi muhibbi1 adı verilirdi. Hz. Mevlânâ'nın Semâ'sı Semâ nedir biliyor musun? Celaleddın-ı Rumi'nin makamı sayılır ve şeyh efendi vekaleten bu makama oturur. Kırmızı renk 'vuslat' yani Allah'a kavuşma rengidir. Hz. Mevlânâ Celaleddin-i Rumi güneş batarken Allah'a kavuşmuştur. Bilindiği gibi güneş batarken de doğarken de gökyüzü kırmızı bir renk alır. İşte şeyh postunun kırmızı rengi maddi dünyadan batışı, mânevi dünyaya doğuşu temsil eder. Mevleviliğe yeni girenlerin oturduğu post siyah olur. Siyah renksizliğin rengidir, tevhidi temsil eder, bütün renkleri içinde barındırır. Derviş bilgilenip yol alınca beyaz renkli posta oturmaya hak kazanır. Semâzenin kıyafetine gelince; insanın kötü huylarının, yanı nefsinin mezar taşını temsil eden sikkesi, nefsinin kefenini temsilen tennuresi, nefsini ise üstüne giymiş olduğu hırkası temsil eder. Semâzen Semâya başlarken hırkasını çıkarır ve mânevi bir temizliğe adım atmış olur. Semâzenin, kollarını çapraz bağlı olarak duruşu Allah'ın birliğini ifade eder. Kollarını ıkı yana açarak sağdan sola dönerken adeta kainatı bütün kalbiyle kucaklar gibidir. Gökyüzüne dönük olan sağ eli ile Hak'tan aldığını yeryüzüne dönük olan sol eli ile halka dağıtır. Burada ayrıca Semâzenin Hak'ta yok oluşu da vurgulanır. Semâ töreni Mustafa Itrî (ölm.1712) efendinin bestelediği 6 Peygamber efendimizi öven Na't-ı şerif ile başlar. Allah'ın kainatı yaratışındakı "OL" (kün) emrini sembolize eden kudüm sesinin ardından ilahi nefes olan ney sesi duyulur. Kainat oluşmuş ve can bulmuştur. Şeyh efendinin önderliğindeki Semâzenler Semahanenin etrafında dairevi bir yol izleyerek yürürler. Her bir dairenin ilk yarısı maddi dünyayı ikinci yarısı mânevi dünyayı sembolize eder. Sultan Veled devri denen bu üç devir mânevi bir yolcululuğa hazırlanıştır. Semâzen nefis sembolü olan hırkasını çıkarır ve şeyhinden izin alarak Semâya başlar. Dört selam olan Semâyı babam Celaleddin Bakır Çelebı'nın de belirttiği gibi şöyle özetleyebiliriz: "Semâ kulun hakikate yönelip akılla - aşkla yücelip, nefsini terk ederek Hak'ta yok oluşu ve olgunluğa ermiş , kâmil bir insan olarak tekrar kulluğa dönüşüdür." Bir Semâ töreninden sonra Semâzen de, töreni izleyen de Yaradan'ına biraz daha yaklaşır, O'na olan aşkı daha kuvvetlenir; arınır, tertemiz mutlu ve huzurlu bir ruha kavuşur. İnsanlar bir şeyleri isterken yakararak dönmüşler, istekleri olunca sevinip dönmüşler, ruhlarının coşkusunu dönerek Semâ ederek ifade etmişlerdir. Tarihten edindiğimiz bilgiler bunlar, yani insanoğlu ilk gününden bu güne hep dönmüş, hep Semâ etmiştir. Göktürk kabartmalarındaki döner şekilde nakşedilen insan figürleri, Mısır kabartmalarındaki M.Ö. 5 bin yıllarına ait olduğu sanılan neyzen şekilleri, Semâ ve Ney'in ne kadar eski olduğu hakkında bilgi vermektedir. Hatta Ca'fer-i Tayyâr'ın Peygamber efendimizin huzurunda Semâ eder şekilde raks etmesi O'nun sessiz kalmasına ve bununla da Tayyâr'ın hareketini onaylaması anlamına gelmiştir Bugün Semâ deyince benim aklıma neşe içinde dönen insanlar gelir. Kendi etrafında, birbirinin etrafında, el ele, kol kola, omuz omuza neşe içinde dönen insanlar. Bu insanlar farklı zaman dilimlerinde farklı medeniyetlerde; ve hatta farklı dinlerde, ülkelerde ve yaşlardadır. Aralarında yeni yürümeye başlamış, kollarını iki yana açarak dönen bebekten; torununa sarılmış, mutlulukla dönen nineye kadar hepsi gözümün önünden tek tek geçer. Günümüzde yurt içi ve dışında rastladığımız bu sahneler Hz. Mevlânâ'nın öğreti ve mesajlarının ne denli güncel olduğu ve tabı ki Semasındaki gizemliliği vurgulamak bakımından son derece önemlidir... Etiketler
sema mevlana |
|||||||
|